ANASAYFA   HAKKIMIZDA   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
SARAÇ KÖYÜ
 
 ANITKABİRİ GEZELİM
 ATATÜRK KÖŞESİ (1)
 KÖYDEN KESİTLER
 KÖYÜN OZANLARI
 KÖYÜN VİDEOLARI
 KUTLAMALAR
 SARAÇ KÖYÜ KOOPERATİFİ
 SİVAS OZANLARI
 SİZDEN GELEN FOTOĞRAFLAR
 SİZİN ŞİİRLERİNİZ
 SPONSORLARIMIZ (1)
 SÜLALELER
 ŞAHİN YAZILIM
 ŞARKIŞLA KÖYLERİ
 ŞEHİRDEKİ KÖYLÜLER
 ŞEHİTLERİMİZ (1)
 TARİHİMİZ (1)
 BAŞ SAĞLIĞI
 ŞEME BABA
 KAYBETTİKLERİMİZDEN FOTOĞRAFLAR
 KÜLTÜRÜMÜZ
 MESLEK GURUPLARI
Linkler
 
 CUMHURBAŞKANLIĞI
 BAŞBAKANLIK
 T.B.M.M.
 GENELKURMAY
 SİVAS VALİLİĞİ
 ŞARKIŞLA KAYMAKAMLIĞI
 ŞARKIŞLA BELEDİYESİ
 SİVAS SPOR
 BAŞKENTTEKİ ŞARKIŞLALILAR
 ÜNİVERSİTELER
 İŞ KUR
 İŞ ARA
 KARİYERİM
 SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
 




 
Anasayfa
 
03-01-2010-*Köylüler aşürede buluştu
*Şahin ailesine mutluluklar dileriz
*Köyümüzde pancarlar sökülmeye başlandı
*Yaylada sulaklar (kürün) buzdolapından.
*73 'lük Delikanlı
*Nurettin(menduf) yıldırım ve Tuncer çakmak'ın saraç köyündeki yemeği
*Şeme baba etkinliklere 2009
*Köyden kesitler
Tümü >>
NOT : SARAÇ KÖYÜ TAKVİMİNİ HER HAKKI KORUNARAK ÇIKTIDAN
ALABİLİRSİNİZ.   
HARMAN KALDIRMA
  
Sonbahar mevsiminde yağmurlar yağmaya başladığı zamanlarda insanlar çift sürme işine başlarlar. Özellikle bu dönem, yazın bittiği ve güz yağmurlarının başladığı Eylül – Ekim ayları arasıdır. Daha sonraki aylarda kar yağdığı için çitf sürme fırsatı bulunmamaktadır.İnsanlar bir yıl ektikleri tarlayı diğer yıl boş ( nadasa ) bırakırlar. Boş bırakılacak tarla herk edildikten sonra dinlenmeye bırakılır. Bir yıl içerisinde çiftçiler bir tarladan sadece bir kere ürün alırlar.
         Ekilecek tarlaların sulanma imkânı varsa, ekilmeden önce sulanır. Modern tarım araçlarının bulunmadığı dönemlerde tarlalar öküzlerle sürülmektedir. Bu iş çok emek ve zaman isteyen bir yöntemdir. Günümüzde ise traktörle çok kısa bir sürede ve daha kaliteli sürülmektedir. Ancak hala traktörün giremediği engebeli arazi de insanlar sabanla çift sürmektedir. Sürülen bu tarlalar dokuz ay gibi çok uzun bir bekleme süresinden sonra biçilecek duruma gelirler. Bu uzun süre zarfında; kışın karın altında kalan ve ilkbaharda da bahar yağmuru alan bu tarlalar yeşerir ve Temmuz – Ağustos aylarında hasat edilir.
        Daha önceleri hasat zamanında  tarlada ekin biçme işi ırgatlar  tarafından yapılmaktaydı. İnsan emeğine dayanan bu işlem de hayli zordur. Ekin biçme işi orak, kalıç denilen ekin biçme aletiyle yapılırdı.
Daha sonraki zamanlarda ise ekinler erkekler tarafından tırpanla biçilirdi , ancak günümüzde birçok yerde biçer denilen (traktöre takılan ekin biçme aracı) aletle ekinler biçilmektedir . Köyümüzde hasat zamanı; arpa için Temmuzun on beşi, ekin için ise Temmuz sonu ve Ağustos başıdır.
 Tarlada biçilen ve bağ haline gelen bu ekinlerin evlere gelmesi için hayvanlar kullanılmaktadır.Bunlar Camız ve Öküzlerin çektiği kağnılardır. Hayvanların sırtlarına yapılan semere genellikle on altı veya on yedi bağ sap yüklenir. ( Bu sayı eşek için on üç veya on dörttür ) Çünkü bu sayılar bir hayvanın getirebileceği uygun sayılardır. Bu bağların hayvanlara yükleniş şekilleri de ilginçtir. Bağcı semerin sağ yanındaki cağa dört tane bağı, kendir denilen bir iple sarar. Aynı işlemi semerin sol yanındaki cağa da uygular. Daha sonra semerin ortasında kalan yere ( buraya üste denir ) iki tane bağı yerleştirir. Sağ yandaki kendir bu iki bağın üstünden sola atılır. Sol yandaki kendir de yine üsteyi saracak şekilde soldan sağa atılır. Karşılıklı atılan bu ipler sıkı bir şekilde çekilerek bağlanır. Daha sonra sağ cağa üç bağ daha bağlanır. Aynı işlem sol cağa da yapılır. Böylece on altı bağ hayvanın götürürken yıkmayacağı bir şekilde yüklenir. Hayvanın sapı yememesi için de ağzına burun delikleri açık olan torba takılır. ( Genellikle at, eşek ve katır kullanılır ) Sapı tarladan evlerin harmanlarına götüren kişiye de sapçı denir. Toplanan bu hasatlar evlerin harman denilen yerlerine yığılırdı. Bu işlem bittikten sonra ise ekin başakları, eski zamanlarda düven, harman makinesi; günümüzde ise patozla birbirinden ayrılır.
yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçiminde Düven "harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini (buğday, arpa, mercimek vs) ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yaraç" olarak tanımlanmaktadır.Şimdiki zamanda ise bu hasat işlemi tarlada yapılmaktadır. Biçer tarafından biçilen ekinler belli bir yerde yığın olarak toplanır ve orada patoza verilir . Bağlama işlemi ve sap çekme işi artık çok azalmıştır.Patoza verilen ekinler buğday, saman ve çöp olmak üzere ayrılır. Patoz verilirken buğdayı elekten almak için bir kişi görevlendirilir. Bu kişi buğdayı çuvallara doldurur. Traktörlerle samanlar ve çuvallara konulan buğdaylar evlere getirilir. Buğday; tohumluk, un, bulgur, düğürcek gibi işlerde kullanılmak üzere ayrılır. Saman ise küçükbaş ve büyükbaş hayvanların kışlık yiyeceği olarak samanlıklarda depolanır .

 
HEDİK(BULGUR)KAYNATMA
  
Tarlalardan kaldırılan hasat daha sonra patoza verilerek, saman, buğday ve çöp olmak üzere birbirinden ayrılır. Çıkan saman hayvan yemi olarak kullanılır. Buğday ise farklı amaçlarda kullanılmaktadır. Buğdayın iyisi ve irisi seçilerek bir sonraki yıl için tohumluk olarak ayrılır. Geriye kalanlar ise yiyecek alanında kullanılır.
          Hasattan sonra elde edilen buğday bulgur yapılmak için çeşitli aşamalardan geçer. Halk arasında hedik kaynatma olarak geçen bu iş sonbahar mevsiminde olur. Özellikle hasatın bittiği Eylül başında. Harman sonu çıkarılan buğday suyun bol olduğu ve akımın iyi olduğu bir derede yıkanır. Yıkanan buğday harmanlarda veya dere kenarlarında kurulan büyük bakır kazanlarda kaynatılır. Yenebilecek duruma gelecek kadar kaynatılan buğday daha sonra dışarıya serilmek için çıkarılır. Köyümüzde genellikle buğday sermek için geniş damlar veya düzlük alanlar kullanılır. Hedik, büyük kilimler veya kıl çadırların üzerine serilerek kurutulur. Hasatı çok yapan evler on iki on üç kazan hedik kaynatırlar.
        Kuruyan buğdayların ( artık bulgur olmuştur ) kabuğundan ayrılması gerekmektedir. Eskiden yöremizde bu işlemi kadınlarımız yapmaktaydı. Damlarda taştan yapılmış sokuların ve Seten denilen at,eşek veya öküz tarafından çekilen büyük taş içerisinde tokmakla bu bulguru dövmektedirler. Kaynatıldıktan sonra kurutulan bulgur sokuda dövülmeden önce tekrardan ıslatılır. Islatılmasının sebebi bulgurun dövülürken ezilmesini önlemek ve sokudan dışarıya sıçramasını engellemektir. Dövülen bulgurun kabuğu tamamen ayrılır. Daha sonra sokudan çıkarılan bu bulgur serilerek kurutulur. Kuruyan bulgurun rüzgârlı bir havada kadınlar tarafından savrularak kepeğinden ayrılması sağlanır. Savrulduktan sonra da eleklerde elenerek çöplerden arındırılması sağlanır. Elenen bu bulgur daha sonra değirmene götürülerek tamamen yenecek şekilde bulgur yapılır.  Çıkan bu bulgur iki şekilde olmaktadır. Bunun en ufağına,düğürcek, düğürceğin de bir boy büyüğüne bulgur denir.
    

 
   
HIDIR ELLEZ(KAVUT TOPU)BOZATLI HIZIR
  
Saraç'ta Boz Atlı Hızır Daha insanların çocuklarından başlayarak tanıştıkları ve her an darda kalmışların yardımcısı olan ak sakalllı ak yüzlü yaşlıca bir pirdir. Her türlü zorluk karşısında, özellikle insanların yalnız başlarına oldukları zaman bir müşgülatla karşılaştıkları an ilk yardıma çağırdıkları Boz Atlı Hızır'dır. "Hızır, Nerede çağırırsan orada hazır." Hızır için Saraç'ta Ocak ayının sonu ile Şubat ayının ilk günlerinde üç günlük süre ile Hızır Orucu tutulur. Kendisi için oruç tutulan tek kutsal kişiliktir Hızır.
Orucun sonunda buğdayın kavrularak el değirmeninde çekilmesiyle elde edilen kavut sıcak şeker ile yoğurularak "kavut topu" yapılır ve tüm köylünün ortaklaşa yaptığı bu helva yine tüm köylüye ihtiyacına göre dağıtılır. Kavut topu'nun yapılacağı günün gecesi büyük leğenlere konulan çekilmiş buğdayın üzerine Hızır'ın gece gelip el basması beklenir ve o sabah özenle Hızır'ın o eve uğrayıp uğramadığı araştırılır. Hızır ak sakallı ihtiyardır. Sık sık insanları sınamak için don değiştirerek onların kapılarını çalar. Genellikle yaşlı bir dilenci kılığında gelir. İnsanların yoksullara, muhtaçlara, yaşlılara karşı tutumlarını sınar. Hızır'ın bir gün başka bir giysi içinde kapılarına geleceğini düşünen Saraçlılar kapılarından genellikle yaşlı dilencileri eli boş çevirmemeye özen gösterirler.  ...
  
ŞEME BABA
  
Saraç köyünün eteklerinde kurulu bulunan Şeme Dağı köylülerce kutsal sayılmaktadır. Köylüler Şeme Dağı'na dönerek dua ederler. Ondan yardım dilerler, kendilerini kötülüklerden korumasını isterler. Şeme Dağı'nın zirvesinde bir yatır bulunur. Köylülere göre bu Şeme'nin mezarıdır. Fakat dağın başında yattığı varsayılan ve dağa
adını veren Şeme'den çok kutsal olan adeta Şeme
Dağı'nın kendisidir.
 Köylülere göre Şeme'den bir dal kesenin onması mümkün değildir. O kişinin başına mutlaka bir kötü iş gelir. Diğer dağlar kel-kır olmuşken Şeme Dağı bu
kutsallığı nedeniyle yeşil kalmıştır.
 Saraç Köyü'nde Şeme'den dilekte bulunmayı halen bugün dahi kimse yadırgamamakta, çok olağan görmektedir. Hastalara iyilik, gurbetlere gidenlerin sağ sağlim dönmesi isteği, sevilen kız ya da oğlana kavuşma özlemi Şeme'nin yoluna koyabileceği işler arasındadır.  Her yıl Haziran ayının ilk haftasında köylüler topluca Şeme Dağına "ziyarete" çıkarlar. Her köylü kendi olanakları ölçüsünde bir kurban keser, evinde ne varsa ortak sofraya sunmak için getirir. Kimsenin azına çoğuna bakılmaz. Getirilenler ortak bir yerde toplanır. Kesilen kurbanlar yine büyük ortak kazanlarda pişirilir. Herkes olanakları ölçüsünde getirir, fakat herkes gereksinimine göre pay alır kurulan sofralardan.
 Tüm bunlar köylünün Şeme'ye karşı hep beraber bir borç ödemesi ondan bir yıl boyunca köylerini insanlarını koruması için gerçekleştirilen törenlerdir. Zamanı gelipte Şeme'ye çıkmamak köyün tarihinde şimdiye kadar hiç olmuş bir olay değildir. ...  
KOYUN KIRKMA
  
Sürüde bulunan koyunlar yazın gelmesiyle birlikte, Temmuz ayının ortasında, vücutlarında bulunan yünden kurtarılmak için kırkılır ( tıraş edilir ). Koyun kırkımı ortalama olarak on beş gün sürmektedir. Bu sayı evlerde bulunan sürü sayıları ile bağlantılıdır. Buradaki amaç koyunun gelişmesini (tavlanmasını) sağlamak, bunun yanında da çıkan yünden çeşitli alanlarda faydalanmaktır.
Koyun, önden bir bacağı ve arkadan da bir bacağından tutularak kaldırılır ve yere yatırılır. Yerde yatan koyunun arka iki bacağının arasına sol ön bacağı getirilerek, bağcak  denilen iple birbirine bağlanır. Sağ bacağı serbest kalmaktadır. Daha sonra kırklık ( makas ) denilen aletle kırkma işi başlanır. Koyunun kuyruğu önceden kırkılmamışsa kuyruğundan başlanarak karnından boynuna doğru kırkılır.
Daha sonra aynı işlem ters çevrilerek yatan tarafına da uygulanır. Koyunlar bu yünlerinden kurtulduklarını anlarcasına bu şekilde yerde yatarken fazla ses çıkarmazlar. Kırkılma işlemi bittikten sonra çoban koyunun ayaklarını çözerek koyunu ayağa kaldırır. Ayakta koyunun sırtına çoban tarafından yavaş şekilde vurulur. Bu davranış ona teşekkür niyetindedir. Koyunların kırkılmadan yirmi gün önce kuyrukları açılır ve çakıldakları alınır. Bunlar çoban tarafından bıçakla veya kırklıkla dikkatlice alınır. Bunun yapılmasının sebebi; sıcakta koyunun kuyruğunun yara olmasını önlemek, koyunun yatarken rahat etmesini sağlamak ve koyunun gelişmesini kolaylaştırmaktır.Bugün modern besicilikte ve hayvan yetiştiriciliğinde kırkma işi elektrikli makaslarla yapılmaktadır. Böylece daha az zamanda daha az emek harcanmış olur. Ancak yöremizde hala kırklıkla kırkma işi yapılmaktadır.
Kırkma işi bittikten sonra evin keyvenisi ( evde yemek işlerine bakan kadın, evin büyük kadını ) tarafından koyun kırkanlara tereyağlı un helvası yapılır. Bunun yanında ziyafet için çeşitli yemekler hazırlanır. Oğlak kesilir, haşıl , etli pilav yapılır vb. Böylece kırkma işini yapan insanlar ağırlanır.
Kırkılan bu yünler köy halkının çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Yatmak için yatak, yorgan, yastık, giymek için; çorap, kazak ( yöremiz kışın çok soğuk olduğundan bu yün çorabı önemli bir yer tutar ), dokuma için; halı, kilim, halı yastığı, tuzluk, keçe, çanta,  ayrıca ticari amaç için de kullanılır.
Çıkan yünlerin bu gibi alanlarda kullanılması için yıkanması şarttır. Yıkama işlemi yaz aylarının en sıcak günlerinde suyun bol olduğu derelerde yapılır. Yıkama işlemi kadınlar tarafından yapılır. Önce suya yatırılan yapağılar bir taşın üzerine konularak tokaç denilen tahtadan aletle dövülerek ( Üç dört kadın tarafından tokaçlanır ) kirinden arındırılır. Daha sonra durulanan yünler güneşe serilerek kurutulur. Bizim köyümüzde yün yıkamanın en çok yapıldığı yer Çaybağ, Yunakve oluklardır.. Çünkü bu yerlerin suyu yazın bol akar. Kurutulan yünler   büyük çuvallara doldurularak çeşitli alanlarda kullanılmak üzere belli bir yerde bekletilir.
KOÇ KATIMI
  
Köyümüzde, Ağustos ayının 1 ile 10’u arası koçlar sürüden ayrılır. Bu aylar koçların kızgınlaştığı dönemlerdir.  Ayrılan koçlar ağıllarda özel bir yerde ya beslenir ya da merada bir çoban eşliğinde otlatılır. Koçların bir ağılda özel olarak beslenmesi daha sağlıklıdır. Çünkü bir koç ne kadar bakımlı ve güçlü olursa, ondan doğacak yeni nesil kuzular da o kadar kaliteli ve sağlıklı olur. Her sürü sahibi, koçlarını kuzunun içine katarak yayar.
   Koçlar, Sonbahar ayında, 29 Ekim ile 5 Kasım tarihleri arasında tekrar sürüye katılır. Bu koç katımı öncesinde geleneksel olarak yapılan bazı kurallar vardır. Bu hazırlıkları kısaca açıklamak gerekir. Koçlar özel olarak hazırlanmış boyalarla rengârenk boyalanır. Bu boyalar ya kök boya ya da kınadan yapılır. Bunun amacı koçların sürünün içinde belli olmasını sağlamaktır. Ayrıca yeni bir başlangıcın ve sağlıklı bir neslin tohumlarının atıldığının inancı ile kutlama olarak da düşünülür.
 Koçların boyunlarına elma, mendil veya çok nadir de olsa havlu bağlanır. Burada elma, bolluğu bereketi temsil etmektedir. Mendil ve havlu da sürüyü otlatan çobana hediye olarak düşünülmüştür. Bu hazırlıklardan sonra bir çoban eşliğinde koçlar sürüye katılmaya götürülür. Bu götürme işi adeta bir eğlence veya şölen niteliği kazanır. Koçları götüren çobana bir heybe hazırlanır. Heybeye; ekmek, elma, leblebi, kuru üzüm, havlu, çorap konur. Ayrıca evin büyüğü koçları götüren kişiye bir hediye verir ( para, havlu, çorap vb. ). Koçlar sürüye giderken, koçların üstüne küçük kız çocukları bindirilirmiş. Buradaki amaç ise, doğacak olan kuzuların dişi kuzu olmasını istemektir. Böylelikle sürülerinde bir artış ve bolluk olacağına inanılır.
Koçları sürüye götüren çoban, getirdiği heybedeki hediyeleri sürünün çobanına verir. Bu karşılamadan sonra, sürünün çobanı, koçları sürünün içine bırakır. Daha sonra da koçları getiren kişiyle birlikte sürünün çobanı, çörek ve elmayı yerler.
 

            Bunların yanı sıra koç katımından sonra kuzuların doğmasına yakın da ilginç bir olay daha vardır. Köylülerin o zaman ki inancına göre: Şubat ayı içerisinde, 1 – 28  tarihleri arasında, kuzu koyunun karnında canlanır. Bu ay içerisinde, insanlar evlerinden birbirlerine tuz, ocağı yakmak için ateş, ekmek, yağ, bulgur vb. gibi malzemeleri vermezler. Bunun sebebi de, verilen bu malzemelerin sonuncunda koyunun kuzuyu düşüreceği inancıdır. Kuzunun sağlıklı olmayacağı da düşünülür. Bu ay geçtikten sonra insanlar birbirlerine yardım etmeye devam ederler.  
            Nesillerden beri yaşayan bu gelenek ve adetlerimiz günümüzde varlığını maalesef korumamaktadır. İnsanlarımızın büyük şehirlere göçüyle birlikte yöremizdeki sürüler hemen hemen bitmiştir.
.
Kaynak:  Ödek Köyü Web Sitesi www.odekkoyu.com
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret10069
 
Anket
 
Köyümüzle ilgili haberleri hangi siteden alıyorsunuz

www.saracboylari.com
Diğerleri

 


Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5180 1.5280
Euro 2.0750 2.0900
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
DOST SİTELER
  ESKİYURT KÖYÜ

YILDIZELİ KALE KÖYÜ

ARGUVAN RADYOSU

EMLEK SARIKAYA

KARAÖZÜ VİDEOLARI

BENLİ HASAN KÖYÜ

RADYO MUTLULUK

KAYMAK KÖYÜ

SİVRİALAN KÖYÜ

DAVULALAN KÖYÜ

ALAÇAYIR KÖYÜ

 
 
Image Hosted by ImageShack.us

                                     


saraç köyü kutlamalar
sarac köyü resim
sarac video
sarac radyo
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım